BİZ KİMİZ

Bir kenti; içindeki kalabalıktan, onun hakkında konuşan insanlardan, ona bakan gözlerden, dar kaldırımlarından ve ezberlemek zorunda kaldığımız sokak lambalarından ayrı düşünmek imkânsızdır. Kentler, taşla, tuğlayla, asfaltla değil; içinde yaşayan, onu anlatan, onun için direnen insanlarla var olurlar. Selman Nacar’ın yeni işi İstanbul Ansiklopedisi, ismini Reşad Ekrem Koçu’nun uzun yıllara yayılan ve kendi gözlüğünden İstanbul’un falcılarından kunduracı çocuklarına, ağalarından sarayın gizli odalarına uzanan bakışıyla oluşturduğu eserinden alıyor. Nacar, bugünün İstanbul’unda, iki kadın karakterin yollarının iç içe geçtiği, geçmişle şimdi arasındaki bulanıklıkta şekillenen bir hikâyeyi odağına alıyor. Koçu’nun mirası, iki kadının hikâyeleri ilmek ilmek örüldükçe yerini yavaşça bambaşka bir bakışa, yeni bir anlatı biçimine ve tam anlamıyla yeni bir İstanbul’a bırakıyor. Bu durum, bizi şu soruyla baş başa bırakıyor: Kaç İstanbul var? Bu soru, kentin insanla kurduğu organik ilişkili yapıyı sorgularkenaynı zamanda Nacar’ın sinemasının temel yaklaşımını da gözler önüne seriyor.  

Zehra’nın İstanbul’u

Zehra için İstanbul, kendi deyimiyle “olmazların olduğu yer”dir. İstanbul, onun için umudun karşılığı, başka türlü bir yaşam ihtimali, gerçekleşmeyi bekleyen bir hayalin ve sıkışıp kalmış kimliğinin buluştuğu mekândır. Zehra’nın varlığı yalnızca Zehra’ya ait değildir; o, yıllardır süregelen baskı rejiminin içine doğan, adı bolca anılan fakat anlamı derinleştirilmeyen bir kuşağın parçasıdır. İstanbul’a attığı her ilmek, bu kuşağın yaşadığı baskı ve maruz kaldığı kimlik krizinin bir yansımasıdır; Zehra’nın arayışı, yeni bir kimlik oluşturma çabasıyla paralellik gösteriyor. Küçük bir şehirde doğmuş, metropole dair hikâyeler dinlemiş, her dinlediği hikâyeye bir yerlerden sızdığını hayal etmiş bir Z kuşağı portresi, bu ülkenin gençliğini güçlü bir şekilde temsil ediyor. Ancak, Zehrakarakterinin yazımı için aynı şeyleri söylemek zor. 

Nesrin’in İstanbul’u

Nesrin için İstanbul, bir bavulla kaçıp kurtulmak ve hafızasından sildirmek istediği bir kabustan ibaret. Nesrin, Türkiye’de özellikle erkek yönetmenler tarafından yönetilen şehir ve birey filmlerinden alışık olduğumuz karakterlerden biri. Kendi içinde bir döngüye girmiş, kentin buhranını bedeninde, gündelik pratiklerinde ve ilişkilerinde hissettiğimiz, kentin içine sızmak bir yana, artık kentin kendi kişisel alanına müdahale ettiği bir karakter.  

Dizi, bu iki kadının öyküsünü bir ters, bir düz biçimde örerken, kurmacanın derinliklerinde, gözler önüne sermek istemediği bir İstanbul daha barındırıyor. Bu İstanbul, asıl konuşmamız gereken tek İstanbul, çünkü ne Zehra ne de Nesrin bundan bahsetme konusunda eksik kalıyor.